Bebek henüz anne karnındayken dahi, tüm çevresel faktörlerden etkilenir. Gelişen bebeğin hayatı anneye bağlıdır ve bu nedenle annenin doğum öncesi süreçte kendine nasıl baktığı önemlidir.

Zigot adı verilen döllenmiş olan yumurta hücresi, rahim duvarına tutunduğunda plasenta oluşur. Plasenta bebeğe ihtiyaç duyduğu tüm besin ve oksijeni sağlar. Annenin tükettiği her şey plasenta aracılığı ile bebeğe ulaşır.

Bu sebeple anne adayının gebelikte maruz kaldığı zararlı çevresel faktörler, bebek üzerinde hayat boyu süren etkilere neden olabilmektedir.

Bu çevresel faktörlerin bilinmesi ise, daha sağlıklı bir hamilelik süreci ve anne karnındaki bebeğin gelişimi için önemlidir.

Nikotin!

Nikotin plasenta aracılığı ile bebeğe ulaştığı için tütün ürünleri oldukça büyük tehlike arz etmektedir.

Yapılan çalışmalarda; anne adayı sigara içtiği anda, bebeğin kanındaki oksijen seviyelerinde azalma olduğu saptanmıştır.

Ayrıca sigara içmek, erken doğum, düşük doğum ağırlığı, ölü doğum, ani bebek ölümü sendromu gibi durumlara neden olabilmektedir. Anne adayı, gebelikte daha çok sigara içtikçe ya da pasif içici olarak daha çok sigara dumanına maruz kaldıkça sorun yaşanma riski o kadar artmaktadır.

Bu sebeple hamilelik döneminde sigarayı bırakmak, bebekte meydana gelecek riskleri azaltmada ve gelişimini olması gibi sürdürebilmesinde oldukça önemlidir.

Bazı İlaçlar!

Gelişmiş ülkelerde bile tüm doğumların yüzde 2’sinde anomali görülmektedir. Genetik nedenler, bebeğin rahim içinde geçirdiği enfeksiyonlar, anne adayının şeker, epilepsi gibi kronik hastalıkları ile anne adayının; alkol, diğer madde bağımlılığı ya da radyasyona maruz kalması gibi nedenlerin yanında bazı ilaç kullanımları da sakat bebek doğumuna sebep olabilmektedir.

Annenin aldığı ilaç, bebeğin beslenme aracı olan göbek bağından (plasentadan) geçer. Annenin aldığı ilaç ya da besinler plasentadan geçerek, etkilerini gösterecekleri bebeğin dokularında olumsuz etkilerini gösterirler.

Yapılan çalışmalar ile her ilacın eşit şekilde plasentayı geçmediği gösterilmiştir. Bunun nedenleri arasında; ilacın yağda çözünürlüğü, annenin ilacı kandaki proteinlere bağlama kapasitesi ve anne ile plasentanın ilacı metabolize etme hızı olarak belirlenmiştir.

Bu sebeple hamilelik döneminde doktorun reçete etmediği hiçbir ilaç kullanılmamalıdır.

Stres!

Çoğu uzman için 21. Yüzyılın en tehlikeli etkeni strestir. Bu durum, hamilelik süreci için de farklı değildir.

Anne adayının gebelikte hissettiği stres, bebeğin gelişimi üzerinde farklı açılardan olumsuz etkilere neden olabilmekte ve hem anneye hem de bebeğe zarar verebilmektedir. Annenin stres altında olması ile fizyolojik değişimler meydana gelmekte ve bu durum gelişen bebeği etkileyebilmektedir.

Ayrıca stres altında olan anne; sigara içmek, madde kullanmak ve alkol tüketmek gibi bebeği olumsuz olarak etkileyebilecek davranışlara yönelebilir. Gebelik depresyonu, genelde gebe olmanın getirdiği stres ve endişe ile ortaya çıkmaktadır. Planlanmamış gebelik, gebe kalırken yaşanan zorluk, ekonomik ve ailevi sorunlar da gebelik depresyonuna neden olabilen faktörler arasında yer almaktadır.

Bu sebeple hamilelik döneminde stres oluşturacak her şeyden bir süre uzak kalmak gerekmektedir.

Beslenme!

Annenin kanı, plasentaya geçecek olan glikozu sağlayarak bebeğin sağlıklı bir şekilde gelişebilmesi açısından metabolizmasına enerji sağlar. Ayrıca amino asitler de bebeğin gelişim, için gerekli olan proteinlerin üretilmesine yardımcı olur. Büyüme faktörleri ise annenin kanından bebeğin kanına geçerek yeni doku oluşumunu destekler.

Hamile bir kadının yetersiz beslenmesi nedeniyle bebek ihtiyacı olan besini alamayabilir, gelişmesi yavaşlayabilir ya da tam olarak gelişmeden doğabilir.

Bir diğer açıdan aşırı besin tüketimi de anne kanındaki glikozun yüksek olmasına ve dolayısıyla bebeğin çok fazla büyümesine ve doğumda zorluklara neden olabilmektedir.

Bu sebeple hamilelik döneminde yeterli ve dengeli beslenmeye özen göstermek gerekir.

Radyasyon!

X ışınları kullanılarak çekilen röntgen filmleri ve tomografi gibi yöntemler vücutta meydana gelen patolojilerin teşhis edilmesinde yarar sağlayan tanı teknikleri olsa da yaydıkları radyasyon sebebiyle sağlık açısından zararlı olabilir. Özellikle normal şartlar altında insanlara zararı olan radyasyon; hamilelik sürecinde hem anne hem de bebek sağlığı açısından oldukça risk yaratabilir.

Gebelik boyunca radyasyona ya da X ışınlarına aşırı maruz kalmak biyolojik doku hasarlarına, bebekte gelişim geriliğine, anne karnında bazı anomalilere, nörolojik rahatsızlıklara ve gebelik kaybına kadar birçok probleme yol açabilir. Tabii bu durumlar alınan radyasyonun dozuna ve gebeliğin hangi döneminde maruz kalındığına göre farlılıklar gösterebilir.

Yine de en sağlıklısı, hamilelik süresi boyunca radyasyondan uzak durmak olacaktır.

Alkol!

Alkol bir toksindir. Bunun için kan veya plasenta yoluyla bebeğe hızlıca ulaşır. Alkol bebeğe ulaştığı anda hemen kan dolaşımına karışır. Bu karışım bebeğin mekanizmasına yayılır ve birden fazla etki gösterir.

Bazı uzmanlar belirli bir miktarda alkol tüketimine izin verebilirler ancak ideal olan durum, gebelikte hiç alkol kullanılmamasıdır.

Hamile kadınlar için alkol tüketiminin hangi miktarlara kadar güvenli olduğuna dair net bir şey söylenemez. Yani hamilelikte alkol dozu hakkında net bir şey belirtilemez. Tercih edilen her içkinin alkol oranı farklıdır ve alkolün etkisi bünyeden bünyeye değişebilir.

Hamilelerde güvenli bir alkol dozu oranı saptanamadığı için annenin bu dönemde alkole veda etmesi en doğru karar olacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.